
Dün
Kayseri yakınlarında kendi imkânları ve çabasıyla kalkınarak çağdaş bir köy
haline gelen Aşağı Borandere’yi anlatmıştım size...
Halkının kendi geleneklerini sürdürerek, kendi dillerini konuşarak mutlu bir
yaşam sürdüğü bir Çerkez köyü Aşağı Borandere.
Şimdi gelelim Çerkezlerin hakaret olarak kabul ettiği, araştırılmadan ve
bazı etnik grupları yüceltirken diğerlerini aşağılayarak yazıldığını
söylediği yazılara...
Ben de anne tarafından Çerkez soyundan geldiğim için onların duygularını
gayet iyi anlayabiliyorum. Sadece Kürtlerin kendi dilini konuştuğu, kendi
geleneklerini yaşattığı, onbeş göbek Kürt olduğu, diğer etnik grupların ise
komple asimile oldukları, kökenlerinin artık “light” sayılacağı gibi
iddialar “kişisel bir iddia olarak kalmaya” mahkûmdur. Zira gerçekle uzaktan
yakından ilgisi yoktur.
Hiçbir etnik grubu diğeriyle karşılaştırarak onlara bu tür yakıştırmalar
yapamazsınız. Bunu yapabilmek için somut verilere, derin araştırmalara
ihtiyaç vardır ki bunlar olsa zaten söylenenlerin doğru olmadığı da ortaya
çıkacaktır.
Tabii eğer “asimile olma”yı kökenini unutmadan, kendi özelliklerini
koruyarak bu ülkenin vatandaşı olmaktan da gurur duymak olarak kabul
ediyorsanız o başka... Tarif buysa Çerkezler asimile olmuştur evet ve bunu
da bir sorun olarak görmemektedirler.
Kürtlerin farklılığını kanıtlamaya çalışırken diğer etnik gruplara saldıran
yazılara çok sayıda tepki mektupları bana da ulaştı. En fazla da
Çerkezlerden...
Kendi dillerini nasıl sürekli konuştuklarını, geleneklerini nasıl harfiyen
uyguladıklarını görmeleri için “bu iddialarda bulunan” yazarları Çerkez
köylerine davet ediyorlar.
Örneğin Aşağı Borandere’nin 4 Ağustos’ta bir köy şenliği var. Oturdukları
yerden iddia üreteceklerine buyursunlar gitsinler, bakalım düşünceleri,
ifadeleri ne derece doğru.
GURUR DUYUYORLAR!
Şimdi gelen mektupların sadece üçünden bazı paragrafları sizin de duymanızı
istiyorum.
Birincisi Erdal Aslan’dan geliyor bu iddiaları yazan bir yazara yazılıp bana
da gönderilmiş:
“Sayın yazar,
Sizin deyiminizle komple asimile olmuş bir Çerkez genci olarak size çok uzak
olduğunuz gerçekleri hatırlatmak için bu yazıyı yazmayı uygun gördüm (...)
Çerkezlerin sizi rahatsız eden yönü nedir? Bu insanların 130 küsur yıldır bu
ülkenin en sadık bekçileri olmaları mı? Eğer sizin deyiminizle light olmak
bu ise evet biz bu anlamda light sayılırız.
Çerkezler bu ülkede eğer sessiz duruyorlarsa bu onların komple asimile
olduğundan değildir, onların bu ülkeyi kendi vatanları kabul etmeleri ve
ekmek yedikleri sofraya bıçak saplayacak karakterlerinin olmayışındandır.”
İkinci mektup Ankara’dan “Ben 29 yaşında Çerkez kökenli bir Türk kızıyım”
diyen Mehtap Cantürk’ten geliyor.
“Sn. Mengi,
Annem de babam da Çerkez. Bahsettiğiniz ‘Çerkezlere sataşan yazarlar’ son
zamanlarda çoğaldı. Gazetelerde çoksesliliğe karşı değilim ama yazdığı
konuda yeterli bilgi birikimi olmadan, ‘farklı, demokratik olayım’ deyip
‘sağduyusuz ve okuyanı yanlış bilgilendiren’ yazılara da tepkiliyim. Ben
Çerkez kökenli bir Türk olarak; hem Çerkezliğimden hem Türklüğümden gurur
duyuyorum. Birinin birine engel olması gerektiğini de düşünmüyorum.
Söz konusu yazar ‘ortada ne Lazca, ne Çerkezce bir dil kaldı’ demiş, Lazcayı
bilmem ama Çerkezce vardır, kullanılmaktadır ve pek çok Çerkezce kitap
vardır. Çerkez köylerinin tamamında herkes sadece Çerkezce konuşur.
Şehirlerde Çerkez evlerinde de Çerkezce konuşulur (...) Ha bir de Türkçe
bilmeyen Çerkez var mıdır? Türkiye’de hayır. Aynen olması gerektiği gibi.
Çünkü bu ülkenin vatandaşı olarak bir zahmet herkes Türkçe bilsin (...)
Bu yazıları yazanın etnik kökeni beni ilgilendirmez ama eğer bir Kürt ise
farklı bir etnik kökene sahip olmanın güzel ve özel bir şey olduğunu, fakat
bunun yaşadığın ülkede kendini sürekli ‘ezilmiş, aşağılanmış, hor görülmüş’
hissetme sebebi olmayacağını bilmeli.” |